Geleceğin Belirsizliklerine Hazır ve Dayanıklı Olsun Çocuğum -“Onun için pervane olurum.”

Geleceğin Belirsizliklerine Hazır ve Dayanıklı Olsun Çocuğum -“Onun için pervane olurum.”

Sibel Özbilgiç Özer

Uzm. Psikolojik Danışman

Son zamanlarda çoğu anne ve babanın çocuklarının etrafında pervane olduklarını görebiliriz- onlara her açıdan yardımcı olabilmek, üzülmelerini engellemek ve en önemlisi etrafın “kötülüklerinden” korumak istiyorlar. Peki, bu iyi bir yaklaşım mıdır? Böyle davranmak nelere sebep oluyor aslında?

 

Anne ve babalar, çocuklarının hayatları, sorunları ve eğitimleri ile ilgili yoğun ve derin düşünürler, hatta bu konulara yükledikleri anlam nedeniyle bunlara aşırı önem verirler ve çocuklarını yakın takip altına alırlar. Buradaki niyet son derece iyi ve destekleyici olmakla beraber çocuk açısından bakınca ise baskıcı ve can sıkıcı olabilir. Çocuğun karar vermesine ve hayatı deneyimlemesine izin verilmediği için bu tutum çocukların kendi başarılarını ya da başarısızlıklarını yaşamalarına fırsat vermez.

 

Dışarıdaki oyun parklarına gittiğiniz zaman mutlaka çocukların etrafında koşan ve çocuğu ile birlikte oynayan anne, baba veya bakıcı “abla” göreceksiniz. Evde çocuğun neler oynayabileceğine ilişkin sürekli “oyun kuran” veya oyun fikri geliştirenler de çocuklardan çok anne babalar oluyor. Aslında ebeveynler çocuklarının tek başına oynayabileceklerine bile inanmıyor, güvenmiyorlar artık… Halbuki, tek başına oynamayan çocuklar, kendi kendilerine yetinmeyi öğrenemiyorlar.

Durum böyle olunca da günlük programı anne babalar belirlemiş oluyorlar ve eskiden sokakta, bahçede veya evde tek başına oynayabilen çocuklar varken, artık günümüz çocukları çeşitli kurs ve etkinliklere “taşınarak” program ve yetişkin kuralları eşliğinde “oynuyorlar”. Nerde o eski çocukluğumuzdaki yaratıcılığı besleyen “özgürlük”?

 

Bir kaç örnekten daha yola çıkacak olursak; çocuklarına okul ödevlerinin “tam ve hatasız” olması konusunda destek, mimarların ancak hazırlayabileceği ölçütlerde proje ödevleri için yönlendirici,  SBS sınavında başarılı olabilmesi için çocuğun notlarının yanı sıra kendisi de özel derslere girerek not alan, çocuğun aldığı sınav notlarını bizzat takip eden ve öğretmenlerle veya çevresiyle notun geçerliliğini tartışan anne babaların sayısındaki artışı değerlendirmemiz önemli.Baktığınızda iyi eğitim geçmişi olan kişilerdir bunlar. Konuşabilecekleri o kadar çok başka konu varken bile üzerinde durdukları başlıklar çocuğun okul hayatına ilişkin olabiliyor. Öğretmenin verdiği ödev, sınıftaki oturma düzeni, diğer sınıf ile farklılıklar, çocuğun yemek tabağındaki eksik “patates”, çocuğun derste kullandığı cep telefonunu elinden alan öğretmen, haklı olarak verilen disiplin cezasını veya bunlara benzeyen daha çok çeşitli örneklerden bahsedilebilir. Bu ebeveynler gelecekte çocuklarının katılacakları her türlü etkinlikte etraflarında olan, iş görüşmelerinde de yanlarında bulunan ve eş seçimlerinde bile karar verici gücü oluşturan merkezi mekanizma olurlar. Dolayısıyla, çocuğun ve genç yetişkinin karar vericiliğini elinden almış olurlar. Çocuklarının yaşayabileceği başarısızlığı ve kaybı önlemek için çocukların isteklerine engel olsalar da onları korumaya ve gözetmeye çalışırlar. Tabi ki her şey çocuğun iyiliği içindir….

 

Anne babaların çocuklarının hatalardan öğrenmeleri gerektiğini bilmiyor olmaları mümkün değil aslında. Buna rağmen “korumacı” yaklaşmaktan neden kendilerini alıkoyamıyorlar?

Onları bu şekilde davranmaya iten temel ihtiyaç aslında nedir?

 

21. yüzyılın gerekliliklerine uyum sağlamaya çalışırken aslında çok yönlü, çok donanımlı, çok ayrıcalıklı, hatta “üstün” niteliklerin önemi her ortamda ve çevrede vurgulanmaktadır. Rekabetçi ortamda biricik ve özel kalabilmek için bu üstün niteliklere sahip ve mükemmel olmak ön plana çıkmaktadır. Hatta bu ortam, eğitim sektörünü “üstün zeka veya üstün nitelikli çocuklar için okullar”ın doğuşu ile zenginleştirmiştir. Anlayacağınız bu okullar aslında arz-talep meselesinin ürünleridir!

 

Böyle bir duruma ilişkin bir insan varlığının psikolojik durumunu ve duygularını ele almak durumunda kalırsak “performans baskısının” yarattığı kaygıların ön planda olduğunu görebiliriz. Tüm bu davranışlara neden olan aslında ebeveynlerin yaşadıkları “gelecek kaygıları” veya “ekonomik kaygıları”. Çocuklarını bekleyen geleceğin belirsizliklerinden endişelenen anne babalar, hangi yollarla kaygıyı yenebilirler? Kaygılarını tetikleyen bu zorluklar ebeveynlerin kendilerine güvenmedikleri için mi bu kadar yoğun olarak yaşanıyor? Tedirginlik yaşayan ebeveyn, çocuğunun özgüvenli yetişmesini sağlayabilir mi? Aslında önceki nesil anne babalar “belirsizliklerden” korkmuyor muydu? Niye bu nesil anne babalar daha tedirgin hatta güvensiz?

 

Zamanımızın anne babaları artık eğitimli ve yükseköğrenim gördükleri için de genel olarak geç yaşta çocuk sahibi olmuş bireyler. Tam da bu eğitim düzeyi ve “olgunlaşma” aslında çocuk yetiştirmede gerekli olan “bırakabilme” sürecini zorlaştırıyor. Kendini gerçekleştirmiş, olgun bireyler öngörülü düşünmeye daha yatkın oluyorlar ve çocuğa “zarar gelmesin”, “onu tehlikelerden korumalıyım” ve “çocuğun düşünemediklerini ona hatırlatarak yaptırmalıyım” benzeri düşüncelerin kurbanı ve aslında çocukta sorumlulukların içselleştirmesini engellenmiş oluyorlar. Özellikle büyük şehirlerde hızlı akan yaşam ortamından kaynaklı çocukların yavaş karar verme ve içselleştirme süreçleri için zaman kaybına kimse uğramak istemiyor. Halbuki sağlıklı çocuk yetiştirebilmek zaman, sabır ve tutarlılık gerektiriyor.

 

Eğitimli ve bilinçli ebeveynin kendi kaygılarını yenebilmesinin en önemli adımı öncelikle yaşadığı bu kaygının farkına varması ile başlar. Bu kaygının son derece olağan olduğunu bilmek ve bunun nedenini kendine söyleyebilmek ile büyük bir adım atılmış olacaktır. Bu kaygının asıl nedeninin ise ebeveynin kendi ihtiyaç ve beklentileri olduğunu bilmek ve geleceğin istense de kontrol edilemeyecek olduğunu kabul etmek gerekir. Çocukları zarardan korumaya çalışmak yerine çocuğun yaptığı “denemelerin” güven kazandırdığını ve aslında bunların gerçek anlamda hayati tehlike oluşturmadığını bilmek önemli. Çocukluk veya gençlik dönemimizde bizlerin yaptığı “riskli” denemelerin her zaman sonuçları olumsuz mu oldu veya gerçek anlamda fiziksel bir zarara mı neden oldu? Sokakta oynarken komşunun bahçesine fırlamış topu almak için tırmandığımız duvardan zıplamak ne kadar zarar verdi bize? Zarar bile yaşanmış olsa da buradan çıkartılan sonuçlar daha kalıcı olup bizleri hayata karşı daha dayanıklı kılmadı mı? Atalarımız bile bunu “düşe kalka büyümek” ile çok güzel özetlemiş durumda değiller mi?

 

Çok iyi gözlemci olan çocuklar anne babalarının endişelerini hissederler aslında. Bu yüzden “bırakamayan” ve sürekli kontrol hissettiren anne babalar çocuklarına hem kendi duygularını hem de çocuklarına “tek başına yapamazsın” mesajını iletmiş olurlar. Bardağına su doldurmaya çalışan çocuğa “dur, ben sana veririm” diyerek sadece onunla ilgilenildiği mesajını değil, aynı zamanda “bunu sen daha yapamazsın/başaramazsın” demiş olur. Dolayısıyla, “bunu yapmak için küçüksün, bırak ben yaparım” gibi cümleler çocukların sorumluluklarını başkalarına vermeye alıştırır. Daha sonrasında bu çocuklar bir şeylerden zevk almakta, yaratıcı düşünmekte zorlanır ve hareketsiz olurlar. Özellikle okul çağında ebeveynler onların biraz daha bağımsız hareket etmesini beklerken ders çalışma motivasyonu ile ilgili mücadeleler başlar, çünkü çocuklar artık ders çalışmayı tek başlarına yapamayacaklarını inanırlar. Evde oyunu sadece bir büyüğün yönlendirmesiyle kurmuş çocuklar da yavaş yavaş ekranın karşısından koparmakta zorlandığımız çocuklar olurlar.

 

Özetle, çocuklara çok çabuk ve her ortamda zarar gelmeyeceğini bilmek önemlidir. Elbette yaş gelişim özelliklerine bağlı olarak onları gözeteceğimiz ortamlar yaratmamız gerekecektir. Ancak çocuklarını gözlem sonucunda iyi tanıyınca ve bazı zor durumlar ile baş edebildiklerini görünce biraz daha uzaklaşma ve bağımsızlaşmaya fırsat verme zamanı gelmiştir. Önce çocukların tek başlarına denemeler yapmalarına izin vermek, yardım istediklerinde müdahale ederek başlanmalıdır. Sabırlı davranıp, adım adım uzaklaşılmalıdır. Bu güven ortamını sağlayabilmek için de çocuklar ile zaman geçirmek ve bu ilişkide sınırı doğru çizmektir bir anne babanın sorumluluğu.

 

Okul çağı çocuklarında ve gençlerde ise ebeveynlerdeki kuvvetli iletişim ve etkin dinleme becerisinin çocuğun kendini tanımasında ve anne babanın çocuğu tanımasında önemli olduğu söylenir. Öğüt vermeden, içten kurulan iletişim ile çocuğun anne babasından yardım istemesi kolaylaşır, kendini ve düşüncelerini anlatabilir ve doğru kararı kendi kendine alabilir.

 

Bırakmak demek “sana güveniyorum” demek aslında ve başarmak için uğraşacağına inanıyorum demek. Cesaretli, dayanıklı olmanın ve kendine güvenmenin tohumları atılmış olur.

Çağımızın bilinçli ebeveynleri olarak gerçek duygularımız ve ihtiyaçlarımızı fark ederek bırakabilmek için çabalamamız gerekecek. Ebeveyn olmak sadece güzel duyguları içermez, aynı zamanda yorulmak, sıkılmak, çaresiz hissetmek, korkmak vb. gibi duygularla dolu bir süreçtir aslında. Bunların da farkına vararak hareket etmek ve bu duyguya neden olan ihtiyacı belirlemek çok önemli. İster bunun için kendinize ve özel yaşamınıza annelik veya babalık rolünüzden uzaklaşacağınız ortamlar yaratın, ister çocuğunuz ile kaliteli vakit geçirmek için sağlıklı iletişim becerilerini uygulayın… hepsi içinizi rahatlatacak ve mutluluğunuzu artıracak. Bu da sizi dayanıklı kılacak….Biz dayanıklı oldukça çocuklarımız da dayanıklılık kazanacak…