ÜNİVERSİTE GİRİŞ SINAVI KALKARSA NE OLUR?

Üniversite sınavlarının kalkması yükseköğretimde istenen ve beklenen kalite artışını sağlar mı? Günümüz koşullarında üniversite sınavlarının kalkması yükseköğretimde istenen ve beklenen kalite artışını sağlamayacaktır.

Yeni Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer geçtiğimiz günlerde “Üniversitelerdeki sınav kavramının ortadan kalkmasının sihirli kavramı arz talep dengesidir. 2017’de sınavsız geçiş mümkün olabilir” diyerek gerçekte bunun mümkün olup olamayacağı konusunu eğitimle ilgili kişi ve kurumların tartışmasına açtı. Bugüne kadar Yükseköğretime geçiş süreci ile ilgili yüzlerce düzenleme ve reform gerçekleştirildi. Bunlar içerisinde zaman zaman başarılı olan uygulamalar olmakla beraber çoğu değişiklik yanında başka bir sorunları beraberinde getirdi. Üniversiteye giriş sisteminin temelde eğitim sisteminin bir parçası olarak görülmemesi bu sıkıntıların başlıca nedeni olmuştur. Yapılan hemen her değişiklik ortaöğretimde aşılması güç ve zaman alan sorunlara yol açmıştır.

Arz var talep yok/2017 veya 2027 fark etmez

Sayın Bakanın belirttiği gibi nicel olarak üniversite sayısını artırarak ve kontenjanları yükselterek yükseköğretime olan talebi karşılanabilir seviyeye getirmek mümkün olabilir. Ancak bu arz talep dengesinin aşılmış olması bugün karşımızda duran boş kontenjanlar gerçeğini açıklamamıza yetmiyor. Bugün binlerce aday dışarıda üniversiteli olmayı beklerken yine özellikle vakıf üniversitelerinde binlerce öğrencilik kontenjan açıkları bulunuyor. Öğrencilerin ilgi ve yetenekleri gelecekten beklentileri, velilerin çocuklarına yaptıkları eğitim yatırımı, göze aldıkları maddi manevi yük ve benzeri pek çok sebep üniversite adaylarını üniversite seçiminde iyi bir üniversite iyi bir meslek ve geleceğin garantiye alınacağı bir kurum tercihine yöneltmektedir. 2017 veya 2027 fark etmez. Sadece arz ile talebin niceliksel olarak karşılandığı değil hem niceliksel hem de niteliksel kalitenin eşitlenebildiği zaman sınav yerine başka şeyleri konuşmaya başlayabiliriz. Ülkenin sosyal ve politik süreçleri, demografik yapısı, kültürel değerleri pek değişmediği sürece sınavın kaldırılması beraberinde pek çok sıkıntıyı ortaya çıkaracaktır. Bu nedenle kapasite ve kalite sorunları çözülmeden yükseköğretime geçiş sisteminde kalıcı ve köklü bir değişiklik gerçekleştirmek oldukça güç görünmektedir.

 

Sınavın kaldırılmasının istenmesini rasyonel değil

Öğrenciler ve velilerin büyük çoğunluğu yükseköğretimi bir meslek sahibi olmanın aracı olarak görüyor. Bu toplumsal algı ve ekonomik gerçeklik ister istemez öğrencilerin yükseköğretim taleplerinin oluşmasında belirleyici bir rol oynuyor. Binlerce üniversite diplomalı işsizin sırf bir üniversitede okuyayım diyerek üniversite kapısını zorladığı bu sistemde, artık üniversite diplomasına sahip olmak hayata her koşulda hazır olmak anlamına gelmiyor.

Yüksek öğretim programlarında kontenjan artışının mezunlarının istihdam edilebilirliği sağlayacak alanlarda yapılması önemlidir. Bu sorunlar güncelliğini korurken sınavın kaldırılmasının istenmesini rasyonel bulmuyorum.

ÖSYM hala sınav deneyimi ve yönetim aksaklıklarına rağmen güvenilir bir kurum. Bugün tüm tartışmalarına ve güvenirliliğinin sorgulanmasına rağmen sahip olduğu altyapı ve deneyim bugünün koşullarında ÖSYM nin yapacağı sınavı zorunlu kılıyor. Bu sınavın yapısı elbette ortaöğretimde sürdürülen eğitim programlarıyla paralel olmalıdır ancak her koşulda sınav yapmak ve bunu çoktan seçmeli gerçekleştirmek nicelik ve nitelik açısından şart görünüyor. Bir sıralama sınavı yapılacaksa da bunun en iyi yolu çoktan seçmeli sınavlardır. Sınav sadece çoktan seçmeli haliyle değil, açık uçlu sorularla, yorum becerisini ortaya koyabileceği kompozisyonlarla ya da hem sınav hem de mülakat (özellikle öğretmen yetiştiren kurumlarda) seçenekleriyle çok boyutlu hale getirilebilir.