ZORUNLU-ZORUNSUZ / KESİNTİLİ-KESİNTİSİZ NE İÇİN EĞİTİM?

Zorunlu eğitime ilişkin verilmiş olan bir yasa tasarı üzerinden eğitimi tartışıyoruz.

Bazı siyasetçiler, eğitimciler zorunlu eğitimin 12 yıl ve kesintili olması, bazıları da 12 yıl olmasını ama ilk 8 yılın kesintisiz olması gerektiğini savunuyor. Temel tartışma noktalarının tümü olmasa da ezici çoğunluğu siyasi. Eğitsel bakış açısı taşıyanlardan resmin bütününe bakmaktan ne yazık ki uzağız.

Gelin bir de eğitim politikası gözlüğüyle bakalım soruna.

Herkesin üzerinde hem fikir olduğu ve ülke olarak istediğimiz aslında çok açık ve net; bireylerin refah ve uygarlık düzeyini yükseltmek.

Bunun yolunun da eğitim düzeylerini ve sürelerini yükseltmekten geçtiğine inanıyoruz ki, bu bilimsel olarak kanıtlanmış bir sav.

Bireylerin aldığı eğitim sürelerini artırmak, nitelikli eğitimler alarak bireysel olarak daha gelişmiş olmalarını sağlamak, dolayısıyla da üretime ve istihdama daha nitelikli elemanlar kazandırmak. Böylece de, her ulus gibi hem bireysel hem de toplumsal refahı, gelişmişliği ve uygarlık düzeyini de artırmayı hedefliyoruz ulus olarak.

İstihdam açısından iki temel insan türüne gereksinim duyulduğu da bir gerçek. Birincisi yükseköğretim almış nitelikli iş gücü. İkincisi, yükseköğretim almak zorunda olmadan mesleki-teknik eğitimler almış olan nitelikli ara insan gücü. Bu ayırım hem sonuç açısından böyle hem de akademik süreçleri izleyebilme becerileri açısından da buna götüren bir yapıya sahip. Yani, akademik süreçler içinde, akademik olarak yükseköğretime devam etmeyecek ya da edemeyecek olanların ayrışarak, zamanında gerekli mesleki teknik eğitimler verilerek, yükseköğretime gerek kalmadan ve yükseköğretimden çok önce insan gücü olarak iş yaşamına katılımlarını sağlamak.

Bu amaç konusunda hemen herkes aynı fikirde gibi görünüyor. Sorun bu amaca nasıl ulaşılacağı ile ilgili.

Aslında bu da çok karmaşık değil. Karşıtlık, temel ilköğretimde her çocuğun ortak eğitim alması, belli bir düzeyde mesleki yönlendirme yapılarak bu ayrışımın yapılması konusundan daha çok bu yönlendirmenin temel ilköğretimin hangi düzeyinde yapılacağı noktasında ortaya çıkıyor.

Önce, girişte sözünü ettiğim temel ulusal amacımıza bizi ulaştıracak alt amacı, olası sorunu ve çözüm önerilerini tanımlamak gerekiyor.

Alt Amaç, çocuklarımıza genel bir temel ilköğretim vermek, bunu zorunlu yapmak, ilköğretimin belli bir düzeyinde mesleki ayrışım yapmak, mesleki eğitim alarak iş yaşamına ara insan gücü olarak katılacaklarla, temel eğitim sonrası yükseköğretime devam ederek iş yaşamına insan gücü olarak devam edeceklere ayrı eğitimler sunmak.

Sorun ne peki? Sorun şu sorulara verilecek farklı yanıtlarda yatıyor. Herkesin ortak yanıtlarda buluştuğu sorular olduğu gibi, her siyasi görüşün, her farklı yaşam tarzının farklı beklentisinin olduğu yanıtlar da var.

Temel zorunlu eğitim kaç yıl olacak?

Başlama yaşı kaç olacak?

Kaç aşamadan oluşacak?

Aşamaların türü ne olacak?

Aşamalar kendi içinde kesintili mi kesintisiz mi olacak?

Mesleki yönlendirme süreçte hangi aşamada olacak? Yönlendirme yaşı kaç olacak?

Hangi aşamada örgün öğretim dışında da alternatifler olacak?

Aşamalar arası geçiş olacak mı? Nasıl?

Mesleki yönlendirme sonrası eğitimde içerik, yöntem, seçilen dersler açısından ne gibi farklıklar olacak?

Tüm aşamaların öğretim içerikleri ne olacak?

Üst kurumlara geçişler nasıl yapılacak? Eleme ve sıralama gerektiren durumlar olacak mı? Eleme ve sıralama nasıl yapılacak?

Biz eğitimcilerin yapması gereken, bu sorulara, evrensel değer yargıları ve hukuk, insan hakları, insanlığa, ülkemize ve bireye en katkı sağlayacağına inandığımız yanıtları bulmaya çalışmak.

Ancak göz ardı edilmemesi gereken birkaç nokta daha var.

Problemin çözümü değişkenler sadece eğitsel ve pedagojik olsa çok da zor görünmüyor. Ancak bir de sosyolojik ve toplumsal dinamikler ve beklentiler var.

Birincisi din eğitimi. Burada uç olanları ya da sorunsal bir nokta taşımayan genel olanları dışta tutarsak ana hatları ile iki kesim var.

Birincisi, çocuklarına resmi ortamlarda, resmi kaynaklarca ve resmi eğitmenlerce din eğitimi verilmesini, bir nedenle (inanmadığı için, inansa da bu işin laik toplumlarda resmi makamlarca verilmemesi gerektiğini düşündüğü için ya da başka bir nedenle) istemeyen, dolayısıyla da okullarda zorunlu din eğitimi verilmesine karşı olan bir kesim. Ayrıca, okullarda verilen dini eğitimin bir dinle (İslam) ve hatta o dinin tek bir inanç anlayışıyla (Sünni) verildiği, kendileri gibi farklı anlayışlara yer verilmediği için karşı olan Alevi vatandaşlarımız var.

Bir de, çocuklarının temel ve genel eğitime devam etmesini isteyen, onların bu eğitimden geri kalmasını istemeyen, ama bir yandan da dini değer yargılarının, erken yaşlardan itibaren resmi kaynaklarca ve eğitmenlerce verilmesi gerektiğini düşünen bir kesim var. Okullarda zorunlu din eğitimi verilmesini isteyen ve bazı okullarda da dini ağırlıklı eğitim yapılması gerektiğini savunan bir kesim bu. Bu grupta olup, dini ağırlıklı bir okul arayışından vazgeçebilecek, ancak, kız çocukları varsa, temel eğitimin belli bir aşamasından itibaren, çocuklarının başörtüsü ile okullara gitmesi gerektiğini düşünenler de var.

Bu iki grubun dışında, savunma noktası din ya da başka bir şey de olsa (töre, iş gücü kaybı, erken evlilikler gibi), kız çocuklarını belli bir yaştan sonra okula göndermek istemeyen aileler var.

Hem siyasiler, hem toplum bilimcileri, hem de eğitimciler, bu isteklerin tümüne uygun, hiç birini yok saymadan, hiçbirini diğerine öncelemeden aynı anda en optimum çözümü ve yanıtı bulmakla yükümlüler.

Burada, sloganlarla, hamaset edebiyatıyla, ideolojik saplantılarla değil, toplumsal barış, bireysel haklar, eğitsel koşullar, dünya gerçekleri, toplumsal ve iş yaşamının beklentileri ile hareket etme zorunluluğu var.

Şu mutlak doğrudur, şu asla kabul edilemez gibi yaklaşımlarla çözüme ulaşamayız.

Bu konuda da her konuda olduğu gibi, dünyadaki gelişmiş uygulamalara bakmakta yarar var. Ancak, illa da onlara benzemek ya da onlardan illa da farklı olmak zorunda değiliz. Denenmiş ve olumlu olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış, ortaya konmuş olanlar ülke koşullarına uygunsa alınır. Özgün kendi modelimiz de olabilir.

Yasaların doğası gereği, sunulan model çok ana hatlar içeriyor. Uygulamaya yönelik ipuçları çok az. Bunları ileride MEB’nin belirleyeceği yönetmelikler ortaya koyacak.

Her yasada her modelde olduğu gibi artıları vardır eksileri vardır. Çıkarılması gerekenler vardır, eklenmesi gerekenler vardır. Bunları siyasi katı bakış açılarından uzak objektif değerlendirmek gerek.

Eleştirenlerin, halkın bir kesiminin isteklerini görmezden gelmemesi gerektiği gibi, savunanların da, eleştirenlerin tümü siyasi kavga için, rant için görüş ileri sürüyormuş gibi eleştirilere, görüşlere, önerilere kulak tıkamaması gerekir.

Aynı gezegende yaşıyoruz, aynı ülkenin havasını teneffüs ediyoruz. Ülkemizi de dünyamızı da geleceğimizi de şu anda üzerinde eğitim vermeye çalıştığımız çocuklar biçimlendirecek. Dikkatli, özenli adımlar atmak zorundayız. En azından biz eğitimciler…

Comments are closed.